 |
| Yönetici Girişi |
|
|
|
| REŞAT ÇALIŞLAR RÖPORTAJI-İKİNCİ BÖLÜM |
katkılarından dolayı kaptan( comenger )'a teşekkürler.
Trollerin "Geleneksel Ekşi Sözlük Kültürü"nü kırıp dökmeleri konusunda ne düşünüyorsun? Bu süreç içinde sen bir analizci konumunda mısın yoksa troll güçlerinin öncülerinden biri misin?
Analizci konumunu daha şık bir konum olarak gördüğüm için kendimi analizci olarak tanımlamayı tercih ediyorum. Ben bir trollden çok bir trollük analizcisi, trollük teknik direktörü, trollük danışmanı olarak değerlendirilebilirim.
Ekşi Sözlük yönetiminin "kaos yanlısı grup"a(trollere) karşı "düzen yanlısı grup"un tarafını tuttuğunu söylüyorsun. Ama bunun tam tersini düşünen ve Ekşi Sözlük'e kaosun egemen olduğunu, trollere aşırı prim verildiğini savunanlar da var. Bu kişilerin bakış açısını nasıl değerlendiriyorsun?
Konuyu tekrar kapsamlı olarak değerlendirdiğimde, Ekşi Sözlük yönetiminin iki grubun birbiriyle didişmesinden avantaj sağlıyor olabileceği izlenimini edindim. Bu iki grubun birbiriyle olan didişmesi nedeniyle Ekşi Sözlük yönetiminin eksikleri ve zaafiyetleri (örneğin Ekşi Sözlük'e teknik/tasarım vb. yönlerden yenilik getirilmemesi) gözden kayboluyor olabilir. O nedenle, Ekşi Sözlük yönetiminin düzen yanlısı grubun tarafını tuttuğunu düşünmektense, iki grup arasındaki gerilimi bilinçli olarak canlı tutup bu şekilde kendi kusurlarını ve eksiklerini gizlediğini düşünmek daha mantıklı görünüyor. Tabii bütün bunlar benim kişisel tahminlerim...
"Amerikan anarşisti" olarak tanımladığın sözlük yazarlarının espri anlayışını nasıl değerlendiriyorsun?
"Bakın şimdi espri geliyor" şeklinde tanımlanabilecek bir espri anlayışları var. Yani çok planlı ve hesaplı... Özellikle Otisabi'nin mizah anlayışında bu tarzı çok net bir şekilde görebiliyoruz... Bir gülme efektleri eksik... Zaten Otisabi'nin reel hayattaki sohbetlerinde de, her zaman için çevresinde gülme efektini andıran bir tarzda kahkahalar patlatan hayranlar oluyor. Gerçi Otisabi'nin kaliteli mizah yaptığı birçok yazı da var ne olursa olsun...
Bu insanların bazılarının Amerikan kültüründen etkileniş boyutları inanılmaz düzeylere ulaşabiliyor. Günde 24 saat İngilizce diziler ve talkshowlar izleyen ve bunun dünyadaki tek doğru yaşam tarzı olduğuna kendilerini kesin şekilde inandırmış olan insanlar bunlar...
Ekşi Sözlük'ün temel travması da bununla bağlantılı: Ekşi Sözlük "popüler kültür karşıtı" bir site değil "Türk popüler kültürü karşıtı" ve "İngilizce popüler kültürü aşığı" bir site. Ekşi Sözlük'ün Türk kültürüne olan eleştirel duruşu hoş bulunabilir, Türk kültürüne olan sevgim nedeniyle ben de Türk kültürünü sık sık eleştiriyorum. Ama Türk kültürü eleştirilirken diğer taraftan da İngilizce kültürün böylesine yüceltilmesini sağlıklı bulmuyorum.
Troll tabiren edilen kişilerin yarattığı komiklik, çok daha doğal ve çok daha buraya ait. Planlı ve soğuk Amerikan tarzı esprilerin "elit ve kaliteli espri" sayılırken trollerin (Kemal Sunalvari diyesim geliyor ama Kemal Sunal da ideal benzetme değil aslında) doğal komikliklerinin "seviyesizlik" olarak görülmesi, Türk modernleşmesine ve Türk modernitesine özgü bir dram.
|
| REŞAT ÇALIŞLAR RÖPORTAJI-BİRİNCİ BÖLÜM |
katkılarından dolayı kaptan(comenger)'a teşekkürler.
Kendini troll olarak görüyor musun?
Ekşi Sözlük’te trollük faaliyeti olarak adlandırılan davranışların dört çeşidi var:
1.Sol frame düzenine aykırı hareket ederek, özensiz ve dağınık şekilde yazmak, çok başlık açmak…
2.Belirli bir tiplemeyi canlandırarak yazmak… (Yani role-playing)
3.“Muhalefetin iktidarı”na karşı olmak… (Sözlük ortalaması yerine Türkiye ortalaması penceresinden bakmayı tercih etmek.)
4.Provokatif ve/veya sitenin işleyişini sabote eden yaklaşımlar sergilemek…
Bence bunlardan sadece 4.sünü tam anlamıyla (yani troll kavramının kelime anlamına göre) trollük kapsamında değerlendirebiliriz. Bununla birlikte, diğer üç yaklaşım da Ekşi Sözlük’teki birçok insanı rahatsız ettiği için bu 3 yaklaşımda da dolaylı bir trollük boyutunun olup olmadığı tartışılabilir.
Örneğin peder zickler, author, nasılbirdemokrasiistiyoruz gibi yazarların yaptıkları şeylerin büyük oranda 2.kategori kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim. Bruker’in tarzıysa daha çok 1.kategoriye örnek oluşturur.
Zenci’nin trollük anlayışı ise daha çok 3. kategoridedir. Bununla birlikte, 4.kategori de dahil olmak üzere bütün kategorileri denediğim için troll olarak adlandırılmam tamamen de hatalı değil. Peder zickler, author ve nasılbirdemokrasiistiyoruz’un davranışlarının/stillerinin de(her ne kadar ağırlıklı yönelimleri 2. yönde olsa da) her 4 kategori kapsamında da değerlendirilmesi mümkün. Biraz karışık anlattım galiba, idare edin…
Kendine en yakın hissettiğin “trol”ler hangileri?
Author ve peder zickler’in kendime en uzak bulduğum troller olduğunu belirterek başlayayım. Author benim trollük kriterlerim açısından değerlendirildiğinde ideal bir troll değildir, çünkü author muhalefetin iktidarına muhalif olan bir karakter değil, muhalefetin iktidarını ele geçirmeye çalışan bir karakterdir.
|
"SKULL OF DOOM"u ilke kez dinleyecekler için bir tanımlama yapılacak olursa nasıl tanımlarsınız?
Skull Of Doom'u dinleyecekler için bir tanımlama yaparsak biraz agresif hızlı ve sert bir tarzı icrat edildigini görebilir dinleyiciler. Brutal Death Metal, Death Metal ve Grind tarzlarından harmanlanmış bir tarz yapıyoruz. Death Metal seven dinleyecilerin hoşuna gidicek bir müzik yaptığımıza inanıyorum bu şekilde tanımlayabilirim Skull OF Doom'u.
"EXECUTION" özelinde sözlerde nelerden bahsediyor "SKULL OF DOOM"?
EXECUTION adlı parçamızda bunalıma girmiş bir insanın salgıladığı nefreti ve dehşeti anlatıyor biraz gore içeriği olan birazda klasik death metal lyric leri barındıran bir parçamız.
"EXECUTION" yayılımı nasıl gerçekleşiyor?
E.p miz şuan myspace sayfamızdan ve çeşitli metal müzik sitelerinden yayımlanır durumda. http://www.myspace.com/skullofdoom adresınden dinleyebilir ve indirilebilir durumda. Ocak ayı sonunda ise yenı t-shirtlerimiz ile birlikte cd ler satışta olucak.
|
holysin-başlangıç olarak çaylaklık nedeniyle bir giriş yapalım...nasıl oldu paylaşır mısınız? avasas nickli sahis bir baslikta yazdigim bir entry üzerine caylak oldum. isvicre'deki minare yasaklarina karsilik vakit gazetesi'nden bir yazarin söyledigi sözü baslik olarak acmisti. ben de altina her zaman yaptigim gibi onunla dalga gecmek icin bir seyler yazdim. sonra msn'de bir arkadasiyla yaptigi bir yazismayi oraya kopyaladi, icinde de "auhuhau bak zeykur atlamis yine" filan gibi bir cümle vardi ben de buna sinirlendim ve entrysinden bir cümlelik alinti yapip altina da iki paragraflik bir entry yazdim. avasas'tan alintiladigim cümlenin altinda "andaval" yazmistim, daha sonra bunun gg olacagini filan farkettim, sileyim bunu dedim. daha sonra ikinci paragrafa gectigimde o alintiladigim cümleyi silmeyi unuttum ve gönder dedim. ardindan 20-30 saniye sonra f5 yaptim ve cöp isigi yandi, bir f5 daha sonra caylak olmustum. arkadaslardan bir tanesi "abi bu silinir ya" demeye firsat bulamadan caylak olmusum.
avasas'in tuzagina düstüm acikcasi.
daha önce de bir cok kisiye yaptigi bir taktigi yedim, acik konusuyorum bu konuda. avasas, karsisindaki insani sinirlendirmekte mahir bir insan. bu acidan kendisini de tebrik ediyorum :)
holysin-sibernetik alanda genellemeler üzerinden hareket etmek oldukça yanıltıcı olabiliyor. siz ekşi sözlükte yazar alımlarının güncellenmesiyle birlikte bir eksen kayması olduğunu düşünüyor musunuz?
eksen kaymasini ideolojik anlamda soruyorsaniz, evet oldu diye cevaplarim. eksi sözlük, bugüne kadar icinde farkli sesler aslinda yogun bir sekilde de olsa hep "kemalist, sol" cercevesinde seyrediyordu. disaridan görünüsü bu sekildeydi. fakat ssg'ye gelen talimatla birlikte, sözlüge 5 bin islamci yazar almasi, profili degistirdi :) cemaatlerimizin önde gelen isimleriyle ssg'nin yaptigi görüsmeler sonucu yakin bir gelecekte de 2-3 bin civarinda islamci yazar alimi yapilacak :)
holysin-sözlüklerin toplumu yansıtan bir yönü olduğunu söyleyebilir misiniz?
kesinlikle evet. fakat toplumu yansitan derken bundan ortalama eksi sözlük yazari gibi "biz gündemi belirliyoruz" tadinda bir anlayistan bahsetmiyorum. sözlügün büyük bir kisminda böyle bir görüs hakim niyeyse. adamlar ülke gündemini belirlemenin sosyal sorumlulugunu hissediyorlar omuzlarinda. bu sekilde görmüyorum elbette. toplumda hangi konular tartisiliyorsa sözlükte de tartisiliyor.
sonuc olarak sözlükten cikis yaptigi anda bütün yazarlar otobüse binen, okula giden, ise giden, sinemaya giden insanlar. belki de sözlükte en cok takistigim ama tipini bilmedigim adama "pardon su akbili uzatir misiniz?" diyorumdur otobüste. gerci eksi sözlük yazari otobüse binmez, radikal okur, cnbc-e izler ama, yine de karsilasabiliriz bu tip durumlarla :)
he, ama internet alemi cok özgür ve genis bir ortam oldugundan toplumda yüksek sesle dile getirilemeyen düsünceler burada daha baskin bir sekilde dile getirilebilir. bu yönden de toplumdan kopuk bir yani oldugu söylenebilir elbette.
holysin-"her yazan gibi" bir derdiniz olduğu için yazdığınızı düşünüyorum . bu derdinizi aktardığınızda olumlu/olumsuz geri bildirimler alıyor musunuz; paralel argümanlar/karşıt argümanlarıda içine alacak biçimde? nasıl karşılıyorsunuz?
|
| KURU FASULYENİN FAYDALARI |
|
yazan: METEHAN UZUN
KURU FASULYENİN FAYDALARI
“ Hakikati seviniz, o da sizi sever; hakikati arayınız, o da sizi arar ve üstüne yalan Çin setleri gibi duvarlar örsün, altında kalan hakikat bir ince iniltiyle, bir hafif rüzgar dalgasıyla, herhangi küçük bir işaretle mevcudiyetini bildirir: “Buradayım” der” Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
Ülkenin acilen mantık değiştirmesi gerekmektedir. Hızla giden bir trenin makas değiştirmesine benzetilebilir bu. Mevcut imkanların buna müsait olmaması, sözü edilen ray değişiminin imkansız olacağı anlamına gelmez.
Düşünceler arazi ölçümlerine benzer. Belli bir noktayı kendine sıfır noktası seçmen gerekir. Böylelikle düşüncenin gelişimini ya da yozlaşmasını izleyebilirsin. Başlangıç noktası bir dayanım(referans) noktasıdır. İlerdeki ölçümlerin için sadece sayısal bir ifadedir. Ülkede ne zaman başlangıç noktası seçilse, ilerleme kaydedilmediğinden ve bu ilerleyememeyi örtbas etmek için sürekli “-cı,-cu” lar türemektedir. Başlangıç noktası olarak Türkçe’yi seçen, düşüncelerini Türkçe üzerinden ifade etmeyi seçen genç arkadaşlar, düşünce tarihimizin en önemli kırılma noktalarından birinde saf tuttuklarının farkındadırlar. Ülkede yaşanan gelişmeler Türkçe’nin ne kadar önemli olduğunun kanıtıdır. Hatırlayan var mı hala bilmiyorum ama “Türkçe giderse Türkiye gider” demişti bir bilim adamı. İşi gücü başından aşkınken “ Sadece Türkçe ile ilgilenin. Onu esaretten kurtarın” demişti. Ülkemizde düz mantık ve düz tren rayları sistemiyle bunu yapmak pek mümkün değil. Yapabildiğimiz tek şey tren hızını arttırmak gibi, düz mantık salyasını etrafa daha hızlı bulaştırmak. Bugün mecliste birbirini anlayamayan bir sürü insan var. Ne dedikleri anlaşılmıyor. Sanki kameralar yüzünden kitlelere “Biz onlarla böyle mücadele ettik” mesajı veriliyor. Bir de kayıtlara geçiyor konuşmalar. Onunda etkisi olacak ki bir mantıksızlık oyunu aralıksız oynanıyor.
Her şey sanki dut siyahı ve bayram beyazı. Bunu bilen zihniyette bu mantıksızlık ateşini sürekli körüklüyor. Sanki “Okaliptüs ağaçlarına müdahale edeceğiz” diyor hükümet. Koruyacak mı, kesecek mi belli değil. Ardından zaman kaybetmeden başka bir ses yükseliyor “Vay efendim okaliptüs ağaçları doğanın incisidir. Ona dokunan bize dokunur. Ölürüz de okaliptüslere dokundurmayız.” Bir efendi adam da çıkıp, “Bizim ülkemizde okaliptüs ağacı yok” demiyor. En kötüsü de; “Okaliptüs de neymiş, ulu çınarlarımızı, küçük elma ağaçlarımızı, karlı kayınları, yalnız meşeleri… konuşalım” diyecek olanın da aklına hiç mi ağaç ismi gelmiyor... Sait Faik bir hikayeciyi tenkit ederken; “Bırakın canım öyle hikayeci mi olur, daha balık adlarını bilmiyor” demiştir (Kaplan). Varsa yoksa sıfatsız okaliptüs ağaçları dillerde dolanıyor. Ormanları dönüştürürken, bizim astığı astık milli cephenin delikanlılarını da mı dönüştürdüler yoksa.
Sessiz çoğunluğunsa eline İsrail karşıtlığı emziği verilmiş, bununla beraber kimin okullara sürdüğü belli olmayan bir hastalık pençesinde cehalete teslim edilmiştir. Halkın şuurunu aforoz et, sanık statüsünde bir düşünen kesimi içeri tık, eylemlerinde yapmadığı kalmayanı kahraman ilan edip içeri al. Sonrada biz kahraman ilan etmedik, yapılanlar yanlıştı. Deyip sıyrıl işin içinden. Bir açılım bu kadar ağza yüze bulaştırılır.
|
holysin-eko sözlük henüz yeni bir sözlük. siz kurulum sürecinede tanıklık ettiniz. sözlük yapma fikrinden başlayarak paylaşabilir misiniz?
sözlük yapma fikri ilk olarak, "clyde" tarafından ortaya çıktı. bundan yaklaşık 2 ay önce taslağı hazırlanan bir projeydi. "clyde" ile yine sanal bir ortamdan tanışıyorduk, o bana teklifini yaptı, ben seve seve dedim. daha sonra yüz yüze görüştük, son kararlarımızı verdik ve başladık.
holysin-siz aynı zamanda sözlükte moderatörsünüz. işin mutfağındaki gidişat nasıl?
her yeni başlayan proje gibi, bizde de moderatörler, casuslar arasında bazı anlaşmazlıklar yaşanıyor.
genelde şöyle bir iş dağılımı mevcut, casuslar hatalı gördükleri entryleri ispitliyor. biz ispitlenen entryleri değerlendirip, ya casusa hatalı ispit olarak geri gönderiyoruz, entry tekrar canlanıyor ya da onayla ve sil diyerek yazarımızın çöp kutusuna gönderiliyor. onun dışında hatalı başlıklar, yönlendirme gibi kararlarda moderatörler ve yöneticiler tarafından veriliyor.
yöneticilerimiz daha çok yazar alımı, çaylaklık, gibi konularda aktifler.
holysin-yazarlarda genel itibariyle yönetim ekibinin oldukça şeffaf olduğu izlenimi var. bunu nasıl sağladınız?
öncelikle eko sözlük projesi ortaya çıkarken, en çok önem verdiğimiz konulardan birisi buydu. yazarlarla birinci dereceden, kişisel olarak ilgilenmeyi kendimize görev olarak biçtik. sıcak ve samimi bir şekilde uyarıların ve şikayetleri dinlemeye özen gösteriyoruz. bu yüzden bütün eleştirilere açığız.
kendimizi yazarlardan uzaklaştırarak, olumsuz eleştirilere kendimizi kapatarak gelişemeyeceğimizin farkındayız. her yazarın bizim için değerli olduğunu aklımızdan çıkarmıyoruz. kimseyi küstürmeden, yapıcı bir şekilde devam etmek istiyoruz.
holysin-yöneticiler birbirleriyle ters düştüğünde sorun/lar nasıl aşılıyor?
genelde yöneticilerimiz ile bir sorun yaşamıyoruz. her ikisi de anlayışlı ve yapıcı insanlar.
şahsım adına konuşmak gerekirse ben casus kadrosuyla anlaşamıyorum biraz. bunun nedenini her casusun farklı bir sözlükten gelip, geldikleri sözlüklerin kültürlerini, yapılarını üstlerinde taşıması olarak görüyorum. bu tarz sorunlarda yine mesajlarla sorunun üstesinden geliyoruz.
|
holysin-peperuhi nedir? ilk olarak buradan başlayalım. nick hikayesiyle; isim nasıl ortaya çıktı?
"peperuhi" 2001'de ilk kez forumlara üye olurken bulduğum bir şey. karagöz hacivat oyunundaki "beberuhi"ye bir gönderme gibi değil gibi. Onun geveze olmasıyla ilgili bir ironi de içeriyor. Hoşuma gitti öyle kaldı. İnsanlar da sevmiş olacak ki adımdan çok bu nickle sesleniyorlar bana.
holysin-Yazarlığınıza bir süreç olarak baktığınızda ilk günlerden bugünlere bir değerlendirme yapmak gerekirse neler öne çıkar?
ilk zamanlarda "beni de okuyorlar mı acaba" kaygısıyla daha klişe, daha tekdüze şeyler yazdığımı söyleyebilirim. Yazar anlamında sevilmek için çırpınmışım resmen. Tabi öyle bir kaygı yüzeysel ve sevimsiz duruyor. Bir de okuduğum mizah dergilerinden, kültür sanat okumalarından çok etkilenip o şablonla yazmışım. Fakat gün geçtikçe iş ezberden, görev bilincinden ve taklitçilikten çıkmış . Yerine daha serbest ama nispeten daha sağlam bir üslup gelmiş. Zorlama kurgular, aynı minvalden konular yerini çeşitliğie bırakmış gibi geliyor bana. Ergenliği geçmenin de etkisi büyük.
holysin-Her yazar alımı atraksiyon oluşturuyor. sizin bu noktada tespitleriniz nelerdir?
internet içinde bir cemaat düzeni var. insanlar yüz yüze bir aitlik hissedemeyince bu ihtiyacı çeşitli etiketlerde arıyorlar. hemşehriler, aynı takımı tutanlar, aynı liseye gidenler hep bir arada durmak, gruplar halinde kendilerini ifade etmek istiyorlar. ekşi sözlük de buna benziyor. eski nesiller kendilerini sözlüğün bir parçası hissediyorlar. yeni gelenlerin sözlüğün düzenini bozacağına dair önyargıları var. apartmanınıza yeni taşınanlar için bile bu önyargı varken sözlük için normal. ancak her cemaatte veya toplulukta olduğu gibi "yenilere" zamanla alışılıyor. nesil kavramı oldukça bu böyle devam edecek. her gelen yenisine çemkirecek yeniler eskilere kendilerini "ben evvelliyattında da yazardm", "üç yıldır okuyorum" gibi kanıtlamaya çalışacak. tabi bir de kalabalık olmanın verdiği tedirginlik mevcut. gürültüde sesim çıkar mı sıkıntısı...
|
holysin- "acz ve fakr" birçok sözlükte yazan ağır bir yazar. bu durum yazarken bir kısım "kısıtlamalar" oluşturuyor mu?
Öncelikle boyumdan büyük edebileceğim tüm laflar için şimdiden bu röportajı okuyan herkesden özür dilerim.Ağır bir yazar tabirini tam olarak kabullenmesem de birçok sözlükte yazmak her sözlüğün kendi içinde değişikliklere uğraması, sizi okuyanların size yaptığı yorumlar bir kısım kısıtlamaları oluşturuyor.
Elimden geldiğince bu kısıtlamalardan kurtulmaya çalışıyorum lakin bu şekilde kısıtlamalar yapmıyorum da diyemem. her istediğimi yazamıyorum diyebiliriz buna.
holysin-"ihl sözlük" muhafakar kitlenin kalesi algısıyla her geçen gün ivmelenerek ilerliyor. neleri muhafaza ediyor?
İhl sözlük'ün muhafakar kitlenin kalesi olduğu algısına ne yazık ki katılmıyorum. Muhafazakar kitlenin birden fazla kalesi var ve ihl sözlükte bu kalelerden ufak biri lakin hızlıca büyüdüğüde bir gerçek. Sözlükler her türlü yazarı içinde bulundurduğu için önem verdiğimiz değerleri muhafaza etme ihtimali biraz düşük. İhl sözlük durduğu konum itibariyle değerlerimize daha yakın bir sözlük ve bizim değerlerimizi muhafaza ediyor.
Lakin ben çıkıp şu sözlük şu kesimin değerlerini muhafaza ediyor ya da birşeyleri muhafaza ediyor diyemem. Çünkü sözlüklere o kadar önem atfetmiyorum, atfedemiyorum.
holysin-Nick altı noktasında en çok öne çıkan sözlük. bu durum muhafazakar bireylerin bir yansıması mı? daha çok neyle/nelerle ilgili/ilintili?
Muhafazakar kesimi direk bu olayla bağlantılı olarak sorumlu tutamayız lakin sosyolojik olarak araştırıldığında (bazı yetkililer araştırsın artık ben pek anlamam o işlerden) elbet bazı ilintiler bulunacaktır. Bu olayı ben ihl sözlüğün yeni bir sözlük olmasınada bağlıyorum. Birçok yazar ilk defa sözlük yazarlığı yapıyor ve bir olay, bir olgu yazmak daha zorken, bir yazar hakkında yorum yapmak, onu eleştirmek, onun hakkında övgü düzmek daha kolaya kaçıyor. Galiba yazarlarda bu kolaya kaçıyor.
Birde bu olaya şu şekilde de bakıyorum. Bazı zamanlar nick altlarındaki yorumlara baktığımda şöyle bir düşünceyede kapılıyorum. İhl sözlükteki yazarlar birbirinin özlemini çeken insanlar gibi geliyor bana. Yıllar önce kaybettiği bir arkadaşını tekrar bulmuş hissiyle ona sarılan, onu özleyen bir profil çiziyorlar. Diğer sözlüklerde yıllarca yazarlık yapan insanlar genelde hakir görüldü, haftalarca cezalar alarak yazmaları engellendi. Yobaz, örümcek kafalı gibi sıfatlara maruz kaldı. Bu yaftalamalar sonrası böyle bir sözlükle karşılaşınca bizim gibi düşünen insanlarla bir arada buluşunca (sözlük dahilinde) farkında olmadan bu bir sevinç ve mutluluk yaşattı diye düşünüyorum. Bu sevinç ve mutlulukta galiba en çok nick altlarına yansıdı.
|
holysin- "jai guru deva om"un eko sözlükle tanışması nasıl oldu?
jai guru deva om- Daha önce başka bir sözlükte yazarken eko sözlüğün kurucusu olan clyde ve raskolnikov ile karşılaştım. Kendilerini girdikleri tanımların orjinalliği sebebi ile farkedip tanıdım. Zamanla clyde ile bir sohbet arkadaşlığımız oluştu. Derken bir sözlük açacağından bahsetti ve açtı. Ben de hem kendimi ifade etmek hem de sözlük kurucularına katkım olsun diye sözlükte yazmaya başlamış oldum böylece.
holysin- Diğer sözlükte yazmaya devam ediyor musunuz? birden fazla sözlükte yazmak nasıl bir durum?
jai guru deva om- Esasında aynı anda birden fazla sözlükte yazamıyorsunuz. Bir tanesine yoğunlaşmak gerekiyor. Şu anda eko sözlük yeni bir sözlük olduğu için ben de oraya yoğunlaşmış durumdayım. Sözlük oturuncaya kadar da bir süre böyle devam eder. Diğer sözlüklerde yazmasam da en azından okuyarak takip ediyorum birkaçını şimdilik.
holysin- İlk günlerinde olmasının bilinciyle eko sözlüğü nasıl değerlendiiryorsununuz? köşe taşları yerleşmiştir diyebilir miyiz?
jai guru deva om- Henüz yerleşmiş diyemiz. Bunu sözlüğün kurucuları bile diyemez şu an ama arka planı iyi algılamak lazım. Kurucuların niyet ve yaklaşımlarını iyi anlamak lazım. Yüzlerce, binlerce insan gelir sözlüğünüze, her biri ayrı düşünceye sahiptir. Dolayısı ile de hepsinin sizden beklentisi ve şikayetleri farklı olur.
Herkese eşit mesafede durabilmek de çok zaman mümkün değildir zira herkese özgürlük vermek demek bazılarının özgürlüğünü kısıtlamak anlamına da gelebilir. İnsanlarla iletişimin çok ince çizgileri vardır bu yüzden tamamen herkesi memnun edebilmeniz mümkün değildir.
Ama işte sonuçta bir çizgi belirler ve mümkün mertebe oradan devam etmeye çalışırsınız. Bu çizgi henüz tamemen netleşip oturmamıştır eko sözlükte.
Elbette bunlar benim bir sözlüğün sadee yazarı olarak ifade ettiğim kendime ait fikirlerimdir ve eko sözlüğü bağlamaz.
|
holysin- Sözlüğü nasıl keşfettiniz? "la paz" nasıl bir boşluğu dolduruyor?
la paz- Sözlüğü tesadüfen buldum, yani o gün nette dolaşırken bir bilgiye bakıyordum sanırım. Uludağ Sözlük linki çıktı. Tıkladım. Üye olayım dedim. Yani o zamana dek bir tek ekşi sözlük'ü popüler biliyordum.
"la paz", aslında bunun hakkında da bir şeyler söylemek lazım.
"la paz", benim için çok anlamlı bir kelime. İspanyolca da barış, huzur gibi anlamlara geliyor. Ayrıca dünya'nın en yüksek başkenti, Evo Morales'in dünya çocuklar gününde ayakkabıcı bir çocukla yer değiştirip o çocuğun ayakkabısını boyadığı yer.
Sözlük'te genel olarak kültür entry'leri girmeye çalışıyorum. "la paz", satır aralarında. bir şeyler yapmaya çalışıyor, hepsi bu.
holysin-Uludağ sözlüğü diğer sözlüklerden ayrı kılan bağlamlar nelerdir?
la paz- Uludağ sözlük, ekşi sözlük ve itü sözlük'e oranla daha da karmaşanın olduğu bir yer. Karmaşa derken; her kesimden, her inanış biçimlerinden insanlar var. Bir dinamizm söz konusu.
Bir hareketlilik var. Gün içindeki haberleri, gelişmeleri uludağ sözlük'te bulmak mümkün.
Farklı bakış açıları. Yani bir sığ eksen söz konusu değil. Özgür düşünce, fikir tartışmaları, bilmediğimiz onca noktayı bir pencereden görebiliyoruz. Bunda sözlüklerin katkısı oldukça yüksek, uludağ sözlük bu bağlamda bu ortama farklı bir sinerji katıyor.
holysin-Sosyalleşme açısından sözlüklerin tırnak içinde yeni sosyalleşme alanı/tanımlaması oluşturduğunu düşünüyor musunuz?
la paz- Katkısı yok denemez.
Nasıl? Zirveler yapılıyor, oluyor. Yazarlar sanal alemden farklı bir yere çıkıyor bu sefer. Normalde internet üzerinden gördüğü, konuştuğu kişilerle yüz yüze geliyor, tanışıyor. aynı şehirlerden, farklı yerlerden arkadaşlar edinebiliyor. Tamam belki hepsiyle görüşemiyor ama yine de arkadaşlık kavramını kendilerince bir tanımını yapıyorlar.
Sosyalleşmeye bir artı katıyor.
Farklı insanlar, farklı şehirler, farklı düşünceler.
|
| İki Kutsal Kavram: “Ticaret” Ve “Devlet” |
yazan: volkan çağlayan
İki Kutsal Kavram: “Ticaret” Ve “Devlet” En basitinden alış-veriş nedir? Değişim değeri olan madde ve hizmetlerin karşılıklı olarak değiş tokuşudur. Temelde bir toplumsal işbölümü aracıdır. Cumhuri devlet kavramı da bazı yönlerden ticaret kavramına çok benzer. Çünkü hem devlet hem de ticaret, karşılığını kendi doğuran araçsal birer içtüzük biçimleridir. Cumhuriyetçi devlet teorisi Rousseauou’dan bu yana devletin kralın kimliğinde vücut bulan kutsiyetini kırarak onu bir temsiliyet aracında dönüştürmek konusunda ciddi bir literatür ortaya koydu. Ancak bu yaklaşıma sanılanın aksine cumhuriyetçi ideallerden pek de uzak olmayan modern anarşizmin eleştirisinin hala geçerli eleştirileri bulunabilmesi ilginçtir. Onun da özeti şudur: “Basit bir temsiliyet aracında -temsil ettiği kadar yetkili olmak- ancak ve sadece despotizm doğurur. Ancak temsili oylarla seçilmiş azınlığa yükleyerek yetkiyi doğrudan hakkında karar alınan geniş yığınların kullanmasını sağlamak mümkündür. Buna karşın sistem bunun yollarını tıkamış ve cumhuriyetçi model, parlamenter demokrasi teorisi açıkça bugün artık unuttuğu ana amaçlarından sapmıştır.” Böylelikle devlet gibi insanlarla kıyaslandığında tuvalet kağıdından daha değerli olmayan özgürleşme araçları despotizmin aracı haline dönüşmüştür. Pratikte ticaret ve devlet kavramlarının doğru kullanılan araçlar olduğunda görece özgürlüğün teminatı olageldikleri de büyük bir yalandır. Ticaret karını pekiştirebildiği ölçüde özgürlükçü, kar edebildiği ölçüde de baskı aracı olmuştur. Devlet kurumunun da tıpkı ticaret kurumu gibi kendini gerçekleştirebildiği oranda özgürlüklere açık, yine kendini gerçekleştirme yollarından biri olarak bir baskı aracı olması ikisinin arasında çarpıcı bir benzerlik doğurur. Pratikte ne devlet, ne de ticaret modern teorilere hiçbir zaman bağlı kalmamıştır. Modernizm, tıpkı tirosin enjekte edilen bir kanser gibi bu kurumların iktidarını dönüştürememiş ancak onları birer baskı aracı olarak kendileri koruma konusundaki hünerini geliştirmeye zorlamışlardır.
|
|